Bağnazlık böyle bir şey. İşte kanıtı!

Unknown | 08:17 | 0 yorum

   
    Bağnazın birisi, örütbağda(internette) bir günlük açmış ve ulu önderimiz ATATÜRK'e, ağıza alınmayacak iftiralarda bulunuyor. Bu piçe, yanıt vermeye bile değmez. Deşifre etmek ise boynumun borcudur. Aşağılık yazısını, aşağıda yayımlıyorum.

   Bu piçin yazısını okuyunca, usuma hemen büyük aydınımız Ahmet Taner Kışlalı'nın ''Atatürk'e saldırmanın dayanılmaz hafifliği'' adlı kitabı geldi. O yüzden, önce değerli aydınımızın yazısını okuyalım, merak edenler en altta, bu piçin yazısını da okuyabilirler.

   ''Ahmet Taner Kışlalı'nın bu kitabı, Kemalizm'e karşı olan gurupların ya da kişilerin fikirlerine ve eylemlerine yanıt verir niteliktedir.

   Aziz Nesin, yıllar önceki bir konuşmamızda şöyle demişti:

   -''Geçmişte Atatürk’ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersine daha da büyüyor.”

   Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e saldırmanız elbetteki tutarlıdır. Mustafa Kemal’i, bilimsel olarak değerlendirmenin yöntemi açık: 
Hangi koşullardaydı? Ne yapmak istiyordu? Ne yaptı? Sonuç ne oldu?

   Bu ülkede Atatürk’ü yıkarak, olumlu bir şeyler yapabileceğini sananların, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgıyı yaşadıklarına inanıyorum.

CHP’nin Ülküsü ve Kemalizm: 

   “Altı oku unutup, sıfırdan başlamadan CHP büyüyemez.” diyenler var. Kemalizm'in altı oku gökten zembille inmedi. Laiklik, milliyetçilik ve cumhuriyetçilik Fransız Devrimi’nin etkisini taşıyordu; halkçılık, devrimcilik ve devletçilik de Sosyal Devrim’in… 

   Ama bu kavramlara verilen içerikler; esnekti, tartışılmaz kalıplar değildi. Türkiye’nin koşullarının ürünüydü ve o koşullara bağlı olarak zamanla değişebiliyordu.

   CHP, 1980’de bıraktığı noktada kalırsa Kemalist olmaz; altı oku bırakırsa da CHP olmaz!

   Kuşkusuz ki, Türkiye’de hiç kimse Kemalist olmak zorunda değildir. Ama CHP’de, Kemalizm'e karşı olanları kendi içinde kabul etmek zorunda hiç değildir.

Kadınsız Demokrasi : 

   Kadınların, yani toplumun yarısını oluşturan bireylerin yaratıcı gücünü, toplumsal ve siyasal yaşamın dışında tutan bir toplum çağdaşlaşabilir mi?

   Mustafa Kemal, Türk kadınına çağdaş bir konum kazandırma düşüncesini uygulamaya, hem de Kurtuluş Savaşı’nın en umutsuz günlerinde başlamıştır. Atatürk, “kadın ve erkek”; Türk insanına verilecek eğitimin ilkelerinin saptanması amacıyla, ilk öğretmenler kurultayını işte bu ortamda topladı.

   Eğer Atatürk olmasaydı, Kemalizm'e bugün burun kıvıran, Cumhuriyet'i karalama sevdasına kapılan, ''REFERANDUMLA DEVRİM YAPILABİLECEĞİNİ SANAN'' bazı büyük üstatlar, acaba ne ile uğraşıyor olacaktı?

Devlet Hayranlığı Edebiyatı : 

   Kemalizm'i, “devlet hayranlığı”, çağdaş Kemalizm demek olan demokratik solculuğu “çağdaşsızlık” , sınırsız bir özelleştirmeciliği ise “ilericilik” sayan kalemler, acaba “cehaletin cesareti” ile mi konuşuyorlar? Yoksa, sıkça yinelenen yalan, giderek, kafalarda doğruya dönüşür umudu içindeler mi?

   Atatürk’ten, 27 Mayıs Anayasası’na, Türkiye’ye bağımsız ve demokratik kurum anlayışını Kemalistler getirdiler. Halk evleri bile oldukça bağımsız ve demokratik bir yapıya sahipti. Köy enstitüleri, bugünün yüksek öğretim kurumlarında bile olmayan bir “katılımcı” ortam yaratmıştı. Özerkliğin savunucuları, Kemalizm’i sürdüren demokratik solcu ve sosyal demokratlar oldular. ”Ceberrut devlet” özlemi ile askeri yönetim dönemlerini değerlendirmeye çalışanlar hep Kemalizm karşıtıydılar.

   Bir siyasi partinin başarısı, her şeyden önce toplumsal tabanı ile örgüt yapısı ve ülküsü arasında tutarlılık olmasına bağlıdır. CHP’nin geleneksel tabanı orta sınıflardır. Kemalizm de öncelikle bu toplum kesimlerinin ülküsüdür.

   Sadece, bu tabana dayanmak bile Türkiye solunu bugünkü çıkmazından kurtarır. Siyasal dengeleri etkileyen bir konuma getirir. Atatürk’ün sağlığında yaptıklarının bekçiliği ile yetinmenin, Kemalizm değil, “tutuculuk” olduğunu da unutmamak gerekir. Kemalist olabilmek için, Atatürk’ün “izinde” değil, “yolunda” olmak gerektiğini bilmek gerekir!

Atatürk Üzerine Cevherler: 

   Kültür Bakanı'nın baş danışmanı olmakla övünen “Zat-ı Muhterem” gene kolları sıvamış… Kemalizm’in “sol” ile ilgisi olmadığını; “orducu” bir ülkü sayılması gerektiğini ve de “demokrasi” ile uzaktan yakından bağlantısı bulunmadığını kanıtlamak için.

   Solculuğun, bütün dönemler ve bütün toplumlar için geçerli iki “evrensel” ölçütü vardır. Toplumsal olanakları artırıcı atılımlardan yana olmak bir, o artan olanaklardan toplumun daha geniş bir kesimini yararlandırmaktan, yani daha hakça bir paylaşımdan yana olmak iki. Bu hedeflere yönelik bütüncül ve yapısal dönüşümleri gerçekleştirmek ise, devrimciliktir.

   Kemalizm, sadece, yeni insanı yaratmadı; aynı zamanda baş döndürücü bir sanayileşme sürecini de başlattı.

   Demek ki Mustafa Kemal, “orducu” bir ülkünün kurucusu, öyle mi?

   Hani şu, İttihat ve Terakki’nin, 1909’daki ünlü Selanik Kurultayı'nda: “ Ya üniformanızı bırakın, ya siyaseti!” diye haykıran Mustafa Kemal…

   Ve gelelim Kemalizm'de, demokrasinin bulunmadığı cevherine. Acaba şu sözler Atatürk’e değil de, “Özköşk” yazarlarından birisine mi ait: 

   “Cumhuriyet yönetimi demek, demokrasi ile devlet şekli demektir. Biz, Cumhuriyet'i kurduk, on yaşını doldururken, demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nde, partilerin doğacağına şüphe yoktur. Demokrasi maddi refah meselesi değildir.”

Atatürk zorba mıydı?: 

   CHP Genel Sekreteri Recep Peker, İtalya gezisinin hemen sonrasında, Atatürk’ün partisini zorba modele göre yeniden yapılandırmak için bir tasarı hazırladı. Herkesin beğenisini kazanan bu tasarı onay için önüne geldiğinde, Mustafa Kemal’in gösterdiği tepki ünlüdür:

   “ - İsmet Paşa bu saçmaları herhalde okumadan imzalamış olacak!”

   Atatürk’ün yönetiminin, kendinden önceki Osmanlı yönetimine göre çok daha demokratik ve çok daha halkçı olduğu ortadadır. Atatürk, sıradan bir “liberal demokrasi” anlayışına da sahip değildi. “Katılımcı ve sivil toplumcu” bir demokrasiye inandığının somut kanıtlarını vermişti.

Atatürk’ün Kültür Siyaseti: 

   Eğer her siyasal iktidar değişikliğinde; devletin yazılı ve sözlü yayımlarının dili, devlet tiyatrolarının oyunları, devlet kitaplıklarının raflarındaki kitaplar bile değişiyorsa, o ülkede gerçek anlamıyla milli bir kültür siyaseti izlendiği söylenemez. Oysa, kültür; bir duyuş, düşünüş ve davranış birliğidir. Milli olması zorunlu siyasetlerin başında kültür siyasetinin gelmesi gerekir.

   Atatürk “çağdaş insanı” yaratacak koşullara öncelik verdi. Tarihteki ilk kültür devrimini gerçekleştiren önder oldu. Dilde, tarihte, abecede, sanatta, hatta dinde yaptığı devrimler, onun, bu anlayış içinde gerçekleştirdiği kültür devriminin parçalarıdır. Atatürk bağımsız ve çağdaş bir toplum yaratmak istiyordu. Bir yandan ülkenin kendi öz kaynaklarına dayanmasına, öte yandan da hedef aldığı toplumun gerektirdiği insanı hazırlamaya öncelik verdi.

   Atatürk’ün izi, onun öldüğü noktada biter, ama yolu bitmez, sonsuza dek uzanır. Bu nedenle de, Atatürk’ün; neyi yaptığından çok, hangi amaçla yaptığı incelenmelidir. Milli olması gereken kültür siyasetini, toplumun ancak belirli kesimlerini temsil eden siyasal iktidarların insafına terk edecek bir kültür kurumlaşmasının, Atatürk’ün yoluna ters düşeceğini sanıyoruz.

Kemalizm Nedir?: 

    Kemalizm: Tıpkı, liberalizm ve sosyalizm gibi, bir devrim ülküsü olarak doğmuştur. Ama, onlardan farklı olarak, geri kalmış bir ülkedeki devrim koşullarının gereksinimlerini yansıtmaktadır.

   Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı’nın ülkesindeki eski düzenin temsilcilerini maddi ve manevi açıdan yıpratmasından yararlanarak, evrimin henüz zorunlu kılmadığı yeni bir toplumsal ve siyasal düzeni yaratacak süreçleri harekete geçirmiştir. Mustafa Kemal, ülkesini düşman işgalinden kurtarmanın kendisine kazandırdığı olağanüstü etkiyi kullanarak devrimi gerçekleştirmiştir.

Kemalizm'in önünde iki aşamalı bir amaç vardı: 

   Bağımsızlık ve Çağdaşlaşma. Bu ereklere ulaşmak için, ülküsünün çerçevesini oluşturan; Milliyetçilik, Cumhuriyetçilik ve Laiklik ilkeleri, Fransız devrimi ve dolayısıyla liberalizmden; Devletçilik, Halkçılık ve Devrimcilik ilkeleri de sosyalizmden esinlendi.''

KAYNAK:
Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği 
Ahmet Taner KIŞLALI 
İMGE KİTABEVİ -1999 
KİTABIN YAYIN AMACI: Yazar, Atatürk’e yönelik haksız eleştirilerin yarattığı birikimle, güncel olaylara bilimsel bir yaklaşım getirerek yazdığı yazılarını bu kitapta toplamıştır.


PİÇİN YAZISI:

''ATATÜRK OLMASAYDI NE OLURDU?

İşgal kaldıralamasaydı, Vatanımızı işgal altında tutan düşmanlar neler yapardı, yapmak isterdi?

1- Siyasi gücü de içinde bulunduran hilafeti derhal kaldırırlardı.

2- Hemen eğitime müdahale eder, gençliğin tarihlerini unutmaları için harf devrimi yaparlar, ülkenin alfabesini kendi harfleri olan Latin- Grek harfleri yaparlardı.

3- Ülkemizin kendi takvimi olan hicri takvimi ortadan kaldırıp bir kilise takvimi olan Gregoryan takvimi olan Miladi Takvimini yürürlüğe koyarlardı.

4. Ülkemizin içinde var olan Kur'an esaslı yasaları kaldırır, onun yerine batının çeşitli yerlerinden ithal hukuk yasalarını bu ülkeye zorla dayatırlardı.

(Medeni Kanunumuzu İSVİÇRE'den, Ticaret kanunumuzu ALMANYA' dan,Ceza Kanunlarımızı İTALYA' dan alırken, sayı numaralarına kadar sadık kaldığımızı biliyor muydunuz?)

5- Kılık kıyafet devrimi yapıp, her türlü kültürel asimilasyonla, ülkedeki insanları "Batının" olan kendi giyim kuşamlarına zorlar, ve bu kurallara uymayanları asarlardı, keserlerdi, idam ederlerdi.

6- Ölçü ve tartılarımıza varana kadar herşeyi değiştirirlerdi.

7- Her köşeye sömürünün diğer adı olan faiz kurumlarını "Bankaları" koyarlardı. ( Hatta Hindistan müslümanlarının, bu işgalden kurtulun, yine dünya müslümanlarına ağabeylik yapın diye gönderdiği paralarla da İŞ BANKASINI kurarlardı.)

8- Tatili cumadan pazara alırlardı. İş saatlerini ve eğitim saatlerini kendi "dini" tatil günlerine göre ayarlarlardı. (Allah Kur'an da Müslümanlara Cuma gününü tatil yapmış ya, o yüzden İngiliz ve Yunanlılar bunu zevkle yaparlardı herhalde?)

8- Camileri ellerine geçirip oraya namaz kıldırma memurları koyup islamı değilde istedikleri dini, islam diye halka yuttururlardı. (Bunun için de "Kuran' ı anla ey millet" maskesi altında, Kuranı Türkçeye tercüme ettirirler, kafalarıdan yorumlar yaparlardı ve bu şekilde TEFSİR ilmini, arz üzerinden kaldırmış olurlardı)

9- Bu ülkede güzellik yarışmaları düzenletirler, halkı ahlaki olarak yıkmak için, bu ülkenin kızlarının güzelliklerini kullanmanın ve faydalanmanın yollarını aratırlardı.

10. Kendi gibi olmayanları "Uygarlık Dışı" barbar ilan eder. Sokaklarda ve kamu kurumlarda, okullar'da, baş örtüsünü yasaklarlardı. (dedik ya; Allah Kuran da müslümanlara ne emretti ise tersini yaparlardı. Değil mi tesettür de kuran da emredilmiş?)

11- Dini devlet eliyle hutbelerden kullanıp, buna hayır diyenleri köktenci diye yaftalarlardı.

12- İslami eğitim kurumlarının hepsini kapatıp, onların yerine kendi ideolojilerini yansıtan eğitim kurumlarını bu ülkeye enjekte ederlerdi.

13- Genelevleri açıp birileri kapatmasın diye İçişleri bakanlığına bağlarlardı.(Hem iyide vergi getirirdi ha.. Böyle bir pisliğin önünü açmışsın, sürüm de çok olurdu, ciro da?)

14- Ankaradaki Osmanlı arşivlerini yakarlardı, yıkarlardı, ulaşımı yasaklarlardı, ve bu arşivleri kendi başkentlerine getirirlerdi

15- Birçok etnik unsuru içinde barındıran Osmanlının içten içe kendisini eritmesi ve birbirine düşmesi için "Ulus Devlet" fikrini yürürlüğe koyar, herkesi kendi alfabelerini kullanmaya, kendi dillerini kullanmaya zorlarlardı. Bu yolla yıllarca kardeş yaşayan halkları, Kürt'ü-Türk'ü-Laz'ı birbirine düşürürlerdi.

16- Her alanı Allah'tan bağımsızlaştırırlar, Allah'ın emirlerinin etkisini her alandan kaldırmaya yürürler, insanlara Allah yokmuş gibi düşünmeyi öğretirlerdi.

17- Dizileriyle, filimleri ile , İslam'ı kötülerler insanları müslüman kardeşlerinden ve tarihlerinden utanacak hale düşürürlerdi.

18- Yılbaşı,çam ağacı gibi hristiyan geleneklerini bu ülkeye enjekte eder, Yunanlı mitolojij tanrıcıkların günlerini bu ülkeye propoganda ve reklam ederlerdi, (Sevgililer Günü Vb)

19- Açık açık kürsülerden Allah'ı inkar eden propagandalar ve konuşmalar yaparlardı.

Bunlar aklımıza ilk olarak gelenler . Ama şunlarda olabilirdi diyebilirsiniz.

1- Herkesi Öldürürlerdi, diyebilirsiniz ama kapitalist akıl böyle çalışmaz. Mal sattığı ticaret yaptığı gelir kazandığı, emeğini sömürdüğü insanları kimse öldürmek istemez. Onları öldürmek, gelir kapısını kapatmak olur. Kapitalistler ve emperyalistler için insanların ölüsü para etmez.

2- Kızlarımıza ve hanımlarımıza tecavüz ederlerdi, anababası belli olmayan "p.." diye nitelendirilen nesiller doğardı diyebilirsiniz.Kızlarımız genel evlerde turistlere pazarlanıyor. Ama bunlar zaten Antalyada bodrumda gönüllü olarak oluyor.Artık bunları dizilere kadar her yerde ayan beyan yapıyorlar. Bazı bölgelerde "Fuhuş" sokaklara kadar indi. Annesi ve babası belli olmayan bir nesil yetişiyor.Biz bu tarihe kadar "Bakire" kız ve "Bakir" damatlarla övündük! Elhamdülillah bunlar nadirde olmadı. Ama bu gidişin açılan bu çığırın nereye gittiğini ve bundan sonraki senelerde durumun nasıl olacağını siz düşünün?

3- Camileri yıkarlardı diyebilirsiniz, "EVET" yapabilirlermiydi bilmiyorum ama en azından yıkılan camilerin içinde ölürdük , özgür düşünceyi yasaklarlardı derseniz yakın birkaç on sene öncesine bakmanız yeterli, Bizi bilim ve teknooljide bir adım attırmazlardı diyebilirsiniz. Zaten bu ülkede Bilim ve Teknoloji adına ne yapılsa ya öldürülüyor yada beyin göçü yoluyla sömürülüyor.(Aselsan Mühendisleri- Dış ülkelere kaçan genç beyinler)

4- Doğal kaynaklarıımız sömürürlerdi diyebilirsiniz. Zaten savaş sonrası gizli anlaşmalarla şu anda doğal kaynaklarımızı kullanamıyoruz. Ülkemiz her sloganda "doğal kaynakları çok zengin bir ülke" ama kimsenin faydalanamadığı doğal kaynaklar!''

                                                                                                               Berk Üstünel

Piçin örütbağ adresi: http://gercektarihvekultur.blogspot.com/2010/08/ataturk-olmasaydi-ne-olurdu.html

Yayının oluşturulma tarihi: 17 Ocak 2011 

Bugün: 31 Ağustos 2013, Kuvayı Milliyeci

Category: , , ,

Ne Mutlu Türk'üm Diyene!:
Benim yaratılışımda fevkalade olan bir şey varsa, Türk olarak Dünya'ya gelmemdir. Her Türk ferdinin son nefesi, Türk Milleti'nin nefesinin sönmeyeceğini, onun ebedî olduğunu göstermelidir.

0 yorum